Ana sayfa  Annelik  Elsanatları  Haberler  Magazin Dünya  Magazin Türkiye  Moda  Ressamlar  Seramik

Tiyatro Sinema  Yazılar  Yemekler  Send Twitter  Twitter'da biz  Facebook'da biz  Pinterest'de biz

 

Grafik Saati

Diğer Figen Füsun Pehlivan yazılarından seçmeler
AVM'de aşk başkadır
Öykü deneme tadında makale

Bizim şarkılarımız - Makale

Budala - Öykü

Cengiz Aytmatov üzerine - Araştırma

Feminizme ne borçluyuz - Makale ve şiir

Grup Bent 1 - Makale yorum

Grup Bent - Röportaj

Grup Bent konseri - Haber

Grup Bent videoları - Video klip

Hastanede cinayet - Deneme, yorum

Hastanede Cinayet 2. tasarım - Deneme yorum

Hayvanlara kıymayın - Deneme, makale, yorum

Kıvılcım - Deneme

Muzaffer Özdemir röportajı ve röportaj videosu - Röportaj

Neden hayvan hakları - Araştırma ve yazılar

Salvador Dali bize ne anlatıyor - Makale, araştırma

Sevgi trenine bir bilet - Deneme

Yoksulun sultanı Pir Sultan Abdal - Araştırma

Ve moda - Makale, yorum

Mail: figen_fusun_pehlivan[at]hotmail[.]com

Yazarın İlk notu

Sizin için özel bir şarkı ya da türkü var mı; sizi çocukluğunuza götüren, annenizi, sevdiğinizi ya da lise yıllarınızı hatırlatan bir şarkı?
Grafi Saati online kültür sanat müzik ve gençlik dergisi
Mesela çocukluğunuzda mandolin çalınır mıydı evinizde ya da hep aynı türkü beklenir miydi radyoda? “Ordunun Dereleri” çalarken ağlar mıydı evinizin kadınları. İlkokula başladığınızda size sanat müziği öğreterek şaşırttı mıydı sizi öğretmeniniz?
figen füsun pehlivan yazıları

Sahi evinizde ne tür müzikler dinlenirdi. Büyükbabanız Mahsuni Şerif sever miydi mesela, ya da babanız ne dinlerdi, siz neyi severdiniz?

Kulağınızı tırmalayan, sizi güldüren ya da tacize varan sözleriyle sizi kızdıran “Amanını yandım taksi, şu bayanlar ne aksi” gibi şarkılar var mıydı çocukluğunuzda?

Aslında bu yazıyı yazmaya başladığımda; sizinle bir kafeteryada oturup müzik ve toplum üzerine karşılıklı söyleşmenin, daha güzel olabileceğini düşündüm. Öyle ya, eğer samimiyet gerektiren bir konuysa konuşulan; mimikler, ve vurgular muhakkak ki çok şey ancaktır… Ancak şu an itibarıyla bu mümkün olamayacağına göre, yazının gücüne sığınmak daha doğru ve tutarlı olacak. Zira yazı dilinin de kendine özgü bir özgürlüğü var ve eğer istenirse yazı diliyle de çok samimi ve paylaşımcı yazılar yazılabilir…

Tabi bizim memlekette yazarların durumu da ilginç. Kimi zaman yazarlarımızın; ellerinde yeterli boya olmayan ve “dur şu rengi açayım, yok yok olmadı şununla şunu karıştırayım hay Allah yine renk tutmadı” diyen ressamlar gibi hissettikleri ve çeşitli baskıların da etkisiyle “dur şunu yazmayayım, aman şuna dokunmayayım” gibi kaygılar taşıdıkları bir gerçek…

figen füsun pehlivan yazıları

 

Yitirilmiş Bir Kültürün Bitirilmiş Varisleri...

"Ordu'nun Dereleri"nden "Ali Kalkancı"nın Vaazlarına... Nasıl dönüştürüldük...

Bizim Şarkılarımız

Walkman’ların ilk örneklerinin Türkiye’ye yeni yeni geldiği yıllardı… O günlerde annemin “çıkart onu kulağından sağır olacaksın” diye bağırdığını ve onu duymazdan gelince de sinirlenip, ses tonunu sertleştirdiğini hatırlıyorum.
Grafi Saati online kültür sanat müzik ve gençlik dergisi
Kulaklıkla müzik dinlemek ne kadar sağlıklıydı bilemem ancak, sesin iç kulağa direkt girmesinin pek de hoş bir şey olmadığı gerçek; Walkmanınızın cızır cızır sesiyle, yanınızdaki insanlara verdiğiniz rahatsızlık da cabası.
figen füsun pehlivan yazıları

Ancak işin başka bir yönü daha var. Siz “aman kulağım zarar görmesin aman kimse rahatsız olmasın” diye düşünüp walkman’i kulağınızdan çıkarttığınızda bu sefer de, minibüs ya da taksi şoförünün müzik beğenisinin mağduru oluyorsunuz. Yapacak bir şey yok, ya sinirlerinizi bozup şoförle kavga edeceksiniz ya da iyi bir mazoşist olup olaydan zevk almaya çalışacaksınız. Ben ikinciyi tercih ettim; Şoförlerimiz ne dinliyor, hangi şarkının neresinde vitese Osmanlı tokadı atıyor incelemeye başladım.

Eskiden minibüslerde Orhan Gencebay, Müslüm Gürses dinlenirdi. Ancak artık daha farklı şeyler dinleniyor. Örneğin ilahiler ve Almanya’daki bilmem kim hocanın vaazlarının bangır bangır çaldığı yolculuklarım oluyor. Bazen de minibüsün içinde şoförün keyfine göre belirlenmiş bir radyodan, vaaz dinliyoruz.

Hoca “Ey ahali, aman toplu taşım araçlarında bir kadının oturduğu koltuğa, kadının popo sıcaklığı soğumadan oturmayın yoksa zina yapmış olursunuz” diyor ve ben kıpkırmızı olup içimden “OHAAAA” diyorum, “Ben nasıl bir tehdit misim meğer”

Oysa eskiden ne güzel şarkı türkü çalardı minibüslerde. Şarkıcı “Toprak olur, taş olurum, yolunda yoldaş olurum, istersen kardaş olurum, MARAK ETME SEN, MARAK ETME SEN” derken şoför kendinden geçer ve vitese sağlam bir Osmanlı tokadı atardı, ben de içten içe gülerdim; günün stresini atar olayı hayretle izlemeyi sürdürürdüm.

Sözün özü, bir dönem kapandı ve yeni bir devir başladı… Bu devrin, insanları farklı, kültürleri farklı, dinledikleri de farklı elbet…

Çocukluk Yıllarımın Kahramanları, Neredesiniz, Kalkın ve Kurtarın Bizi - *(Thick as a brick- Jethro Tull)

Duvar Kadar Payidar

Ne diyordum; dinlemek ayrı şey, size dinlettirilmesi ayrı şey, dinletilene katlanmak zorunda kalmaksa en fenası…

Bir yerlerde okumuştum, mahkumlara işkence olarak sevmedikleri müzikler dinletiliyormuş. Dedim ya benim pek böyle bir sıkıntım olmadı çünkü sevmediğim müzikle dalga geçmek ve eğlenmek gibi bir alışkanlık geliştirdim. Ancak “Evlenilecek kızlar var eğlenilecek kızlar var”, “Çeksene elini, kırcan mı belimi”, "O Şimdi Asker, canı neler ister" gibi şarkılar o zevkimin de içine etti. Nesiyle dalga geçeyim, nasıl eğleneyim ki… Bu şarkılar bence çerezlik bile değiller.

************

Bazı şarkılarda sözler vasat müzik güzel oluyor, bazısında da sözler güzel müzik berbat olabiliyor ve haklı olarak bu kadar güzel bir şarkı sözüne (ya da şiire) bu kadar kötü bir müzik nasıl yazılır diye düşünüyor insan… Tabi hem sözleri hem müziği harika olan şarkılarda yapılıyor. Hem de o kadar güzel şarkılar ki, tüketim toplumu olduğumuz için, karambolda bir köşeye atılır mı diye düşünüp üzülüyor insan.

Münir Özkul'un Unutulmaz Tiradı

"Bak beyim.. Sana iki çift lafım var.. Koskoca adamsın.. Paran var, pulun var, herşeyin var..

 Binlerce kişi çalşıyor emrinde.. Yakışır mı sana ekmekle oynamak..

Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak..

Ama nasıl yakışmaz.. Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören..

Anlamıyor musun beyim?. Bu çocuklar birbirini seviyor.. Ama ben boşuna konuşuyorum.. Sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum..

Sen.. Büyük patron.. Milyarder.. Para
babası.. Fabrikalar sahibi, Saim Bey.. Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm ben.. Yaşar Usta.. Sen benim yanımda bir hiçsin anlıyor musun, bir hiç..
Gözümde pul kadar bile değerin yok.. Ama şunu iyi bil.. Ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın.. Yıkamayacaksın.. Dağıtamayacaksın..
Mağlup edemeyeceksin bizi.. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil,
sevgiyle bağlıyız.. Bizler birbirimizi seviyoruz.. Biz bir aileyiz.. Biz
güzel bir aileyiz.. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun.. Dokunma artık aileme, dokunma çocuklarıma, dokunma oğluma, dokunma gelinime..

Eğer onların kılına zarar gelirse.. Ben.. Ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben.. Yaşar Usta.. Hiç düşünmeden çeker vururum seni.. Anlıyor musun..
Vururum ve dönüp arkama bakmam bile."

Eskiden tek bir TV kanalımız vardı… Ah nasılda bilirdik o canım şarkıların, türkülerin kıymetini. Nasıl beklerdik Çarli’nin melekleri gibi dizileri ya da Hababam Sınıfı gibi filmleri. Hoooop elektrikler kesilirdi ve yemede yanında yat pozisyonunda kalıverirdik…

Adile Teyze (Adile Naşit) çıkardı “Uykudan Önce”de; dürüstlüğü ve doğruluğu salık verirdi bize; Eğer bir hata yapmışsak o gün, koltuğun arkasına saklanır ve Adile Teyzenin “Figen, kuzucuğum, gel bakayım buraya, sen bugün arkadaşından izinsiz onun çikolatasından bir parça kopartıp yemisin” demesin diye dua ederdik.

Kimi zaman bir film oynar ve Minur Özkul zengin ama gaddar bir patrona yönelerek haksızlığa sömürüye hırsızlık ve yağma düzenine karşı bir tirat atıverirdi, tüylerimiz diken diken olurdu.

Bugün içinde yaşadığımız sömürü düzenine bakıyor ve çocukluk dönemimin efsane kahramanlarına sesleniyorum; “Gelin artık kurtarın bizi… Çocukluk yıllarımın efsane kahramanları NERDESİNİZ, NEREDESİNİZ!...

 

Kültürel Dönüşüm

Nesrin Topkapı'dan Anadolu Ateşine Dans

Ya Dansöz Nesrin Topkapı; yılbaşı gelince televizyona çıkacak ve oryantal dans yapacak diye bütün bir sene beklerdik. Şimdi 15-20 dansçı birden oynuyor televizyonlarda; Tan Sağtürk, Anadolu Ateşi, Asena say say bitmiyor… Bazen aynı anda farklı figürlerle dans ediyorlar. Çok sesli müzik dinler gibi çok figürlü dans izliyoruz.

İnternet ve Gericilik

Gençlere yeterli cinsel eğitim verilmeyen bir ülkede, kontrolsüz yayın yapan televizyonların ve internetin toplum üzerinde yaptığı etkinin araştırılması gerek diye düşünüyorum… Sanırım bu yayınlar toplumun savunma mekanizmasını devreye sokup muhafazakarlığı, tutuculuğu körüklüyor ve sofuluğu arttırıyor ya da tersine kendini deşifre etmek isteyen gençlerin sayısını artıyor.

Eğlence Sektörü ve Sanat

Bugün birçok insan eğlence sektöründe  görev yapıyor ve bazen sanat; eğlence sektörünün malzemesi olup çıkıveriyor... Eğlenmek de güzel elbet ama zaman zaman sanatı sanat olarak görmek, dinlemek ve  izleyebilmek gerekiyor.

Irkçılığa Karşı Müziğin Gücü...

Nasıl Yani Müzik Devrimci midir?

Kant bir sözünde “Sanat dile gelmeye yaklaştırır.” diyor. Gerçekten de müzik ve spor ülkelerarasında hoşgörü ve sıcaklığı pekiştirir.

Mesela Edith Piaf’ın şarkıları pek çok insanı hüzünlendirebilir. Aynı şarkılarla farklı ülkelerde birçok farklı insan duygulanabilir. Kısaca müziğin kendine özgü bir dünyası vardır ve ırk, dil, din farkı gözetmeden insanları birleştirir. Yani müzik sevdadır, aşktır, dostluktur, barıştır. Kısaca (kaliteli) müzik devrimcidir. Çünkü bağnazlığı yıkar, zincirleri kırar.

Ulusların ve ideolojilerin gerçekleştiremediği tek dünya idealini iyi bir şarkı kolayca gerçekleştirebilir. Beatles ve John Lennon gibi iyi müzisyenler; beyinlerde bile olsa, ırk ve din savaşlarının olmadığı, herkesin kardeş olduğu, yoksulluğun hırsızlığın adaletsizliğin bulunmadığı bir dünyayı kuruverir. Eh her şey kafada başladığına göre müzik de büyük bir devrimin habercisi gibidir. Dostluğun, barışın ve aşkın habercisi...

Şu iyi, bu kötü müziktir demeyeceğim ama dünyada ve Türkiye’de, sadece eğlenmek için değil, aynı zamanda yaşadığı dünyaya sanatsal bir katkı sağlamak için de müzik yapan çok değerli müzisyenlerin var olduğunu düşündüğümü söyleyeceğim.

Elbette her şeyin kolayca tüketildiği, aşkların bile günübirlik yaşandığı bir dünyada daha kalıcı ama daha büyük bir kültürel birikim gerektiren müziklere yönelmek oldukça zahmetli olabilir. Ancak yine de onları da dinlemek için biraz çaba sarf etmeliyiz. O çabayı sarf edersek müziğin yarattığı o büyük devrim gerçekleşecek ve dünyalarımız daha güzel ve daha saf olacaktır…

Müziğin Gücü

Üç tane notaya çok mu fazla görev yüklüyorum? Sanmam, dedim ya; mavi gözlüsü de, sarı saçlısı da, kızıl derilisi de, beyaz ırktan olanı da eğer aşık ise ve eğer yıldızların altında sevgilisiyle oturuyorsa aynı ezgi ve melodiyle duygulanabilir, farklı etnik şarkıları da dinlese aynı duygularda buluşabilir.

Yani demem o ki; biz ne zaman, politikacılardan çok sanatçıları konuşmaya başlayacağız, işte o zaman güzel günler göreceğiz...

Yazan: Figen Füsun Pehlivan

Grafik Saati, İstanbul

Mail Genel

 

YORUM EKLE

Adınız Soyadınız:

Mail adresiniz:

Bizim Şarkılarımız

Yazarımıza notunuz ya da haberle ilgili yorumunuz:

YORUMLARINIZ

Mehmet Doğan
sayın figen hanım değerli yorumlarınız var insanların bilgiye kapalı olduğu bir evrede bilgiyi insanlara taşımak için caba harcayanlar unutulmaz..selam ve sevgiler

Yazarın yanıtı:
Çok teşekkür ederim. Benim yaptığım bilgilendirmekten çok paylaşmaktır ya da var olanı biraz daha farklı biçimde sunmaya çalışmak. Okurken eğleniyor ve yeni fikirler üretebiliyorsanız yazı amacına ulaşmıştır.Yeni yazılarda buluşmak üzere, sevgiler...
Figen Füsun Pehlivan

mesut
merhaba füsun, nasılsın.yazılarını takip ediyorum, süpersin

ferhat özay
yazara ve yapanlara teşekkürler. Onlara sevgilerimi sunarım

 

Copyright: Her hakkı saklıdır  | grafiksaati.org[at]gmail.com  |  gizlilik politikası