Ana Sayfa  Annelik  El sanatları  Haber  Magazin Dünya Magazin TR  Ressamlar  Seramik  Tiyatro  Yazı Yemekler

Özel Arama

Ruhan Mavruk Röportajı

Ruhan Mavruk Toplu eserler 1

Şiir uçurum ağızlarında açan bir çiçektir - Ruhan Mavruk röportajı

Soru 1-) Dil yine dili kullanarak kendini aşıyor. İlk şiir kitabınız “İda Dağı Çöz Beni”, “Mavi Dergisi İlk Yapıtlar” birincilik ödülünü kazandı. Daha sonraki eserlerinize yansıyan dildeki değişimleri, hangi kaygılarla yazdığınızı sizden dinleyebilir miyiz?

CEVAP: Öncelikle şiirlerime gösterdiğiniz bu ilgi için sana ve Grafik Saati'ne çok teşekkür ederim sevgili Figen. Evet dil kendini aşıyor. Çünkü evrendeki her şey gibi o da devinim içinde…Değişip, dönüşüp, gelişiyor, tıpkı bireyler gibi… İlk kitabım olan, “İda Dağı Çöz Beni” büyük ilgi gördü. O aralar insanı savunmak için toplumsal muhalefette yer alma arzum oldukça fazlalaştı; emek- sermaye çelişkisi büyümüş, insan hakkı ihlalleri çok artmıştı. F tipi Cezaevleri’nin inşası başladıktan sonra aileler sürekli beni arıyor, kültür merkezindeki gençlerle söyleşilerimde “türkü benizlilerinin şiirini yazdınız, onların F- Tipi Cezaevleri’ne karşı verdikleri mücadelede de yanlarında olacak mısınız? diye soruyorlardı. Bu soru bir eylem başlattı beynimde. Sanat piyasasının iğrençliği, iki yüzlülüğü beni iyice uzaklaştırmıştı o dünyadan. Yavaş yavaş dışlanmaya başlamıştım, bir şiirimde dile getirmiştim bu yalnızlığı ; ‘dışlanmışlar dışlamışlardır aslında…’
Yüreğimin böyle ateş topu gibi tutuştuğu günlerin birinde, bir suyun başında buldum kendimi. Her şey vardı orada; anacıkların çığlıkları, ölü havariler, vurulan köknarlar. Cezaevlerinden gelen mektuplar, aşklarımız, hüznümüz- sevincimiz, yalnızlığımız- çoğulluğumuz, varsıllığımız- yoksulluğumuz… Attım hepsini suya. Deniz önce bir çığlık kopardı sonra açıklara attı kendini, bir şiir bıraktı ayaklarıma; ‘içim ısındı birden/ bir tiryaki nefesi/ duyabilmek seni/ bir kalemde silinmişken mevsimlerim/ görünmez olmuşken/ beynimde tünellerin dibi…’Şafak söküyordu. Ve sürdürdü içimdeki ses; ‘…yelkeni unutma yeter/ tutkunun rüzgarı kendisi/ kan elmas taç yerine/ alevden saç seçenlerin/ içinde zaten o güç gibi…’ İda Dağı’nın yalnız Ruhan’ı köprü başında kitle ile karşılaşmış, seslenmişlerdi ona; ‘…bizdik ilk çatlayan yer kabuğu/ buhar olup uzayan göğe/ kentleri dağlardan indik sırtımızda/ taşı sıkıp şarap akıttık sırtlan sofralarına/ gün oldu kendi ellerimizle seçtik cellatlarımızı/ karşılığında Dersim/ karşılığında Sivas, Maraş…/ köknarları da kestiler bir bir/ yaralı dönüyor posta kuşları/ yüzündeki safran hüznü bize ver/ bizim acımız senin şiirine yeter…’ Saçlarından tutulup yerden yere sürüklenen bir nehirdeydik, gittikçe yakınlaşan bir yıldızdan bakıyorlardı bana… O dönem benim şiir dilimde yalınlığa evrilme bu eylemliliğin, bu çılgınlığın sonucuydu. Sevgili Figen, imgelerimizin içtenliğini yaşamımız belirliyor, bu değişim bir kaygının sonucu değil, kendiliğinden gelişen bir süreçti, insana ulaşma arzusuydu… Çünkü şiir’ ölümsüz gerçekliği içinde yaşamın dile getirilmesi’ idi. (Shelley) O dönem teknik açıdan şimdi beğenmediğim şiirlerim de oldu, çok sevdiklerim de… Şiir sonsuz bir arayıştır ; şairler yaşamlarının farklı dönemlerinde özde ve
biçimde çeşitli arayışlara girerler ve değişim diyalektiğin ayrılmaz bir parçasıdır. Zor uğraştır şiir; emek, arayış, araştırma ve cesaret ister. Özde değişen yaşamın koşullarına ve çeşitliliğine yanıt verecek birikimi, biçimde ise bunlara karşılık verebilecek yeni teknik ve biçimsel özellikleri gerektirir. Şiir serüvenim boyunca amacım; içerikteki tutarlılıkla imgelerin güzelliği ve sözcük seçiminin yerindeliği arasında diyalektik bir bütünlük yaratmaktı. Bunun güçlüğünü de yoğunlaştırma tekniği kullandığım bir şiirimde şöyle ifade etmiştim; ‘bakmayın gözlerimin kanadığına / bir şiiri kıyıya çıkarıyorum/ tuz yarasıdır…’
Evet, 
Şiir uçurum ağızlarında açan bir çiçektir.

Soru 2-) Şiirlerinizde bir çok şairde göremediğimiz hareket ve devinim var, okurken sanki mısranın sonunda ya yangın çıkacak ya deprem olacak ya da devrim olacakmış hissi uyanıyor. Şiiri bu derece diri tutmayı nasıl başarıyorsunuz?
CEVAP: Dinamizmi canlı tutmamız yaşamın ne kadar içinde olduğumuza bağlı. Öyle bir coşku var ki içimde deprem olacakmış gibi, devrim olacakmış gibi… Bilinçaltım bu coşkuyu deli sulara, denizlere, akan sellere yüklüyor, bir müzik oluşuyor şiirde hareketlilik bundan doğuyor…’ korkulu bir düş inse ürperse sular/ koşar çevirir öyküyü yağmurlar…’( İda Dağı)
…’ işte böyle genç insan/ çiğ düşşün de korkma artık fırtınadan/ kör olacak kadar yakından bak güneşe…’ (son şiirlerimden biri)
 

Soru 3-) Şiir kendini sadece şiirden var etmiyor. Mitoloji, felsefe, sosyoloji ve tarihi ve hayatın içinden temaları şiirinizde görüyoruz. Bu uçsuz bucaksız okyanusta yaratırken nasıl bir düzen belirliyorsunuz?
CEVAP: Ben Macar ve Çekoslovak şairlerini toplumsal altüst oluş dönemlerinin o ulaşılmaz lirizmini seviyorum: İmgesel bir dille yazıyorum şiirlerimi. Yaşamın içinde içtenlikle varoluşumuz imgelerin canlılığını belirliyor, kimlik şiirimde; “… ağrılı düştü gün ışığı/ yaralı günlerin üzerine/ bizi hatırla diye diye/ geldi üşüştü ellerime pervaneler/ döküldü bir iç çekiş/ kan bulaştı mısraya yine/ ama öyle evcil hikaye değil ki bu/ her acı sığmıyor işte şiire…” diye bir not düşmüşüm. Felsefi ve mitolojik öğeler kullandım, derinlik yaratabilmek için. Bazen de “ironi” den yararlandım, onca hüznü verirken de güldürebileyim insanları diye, düşündürerek… İnsan dünyadan sanat aracılığı ile yakasını kurtarır ama hayata bağlanması da yine sanat aracılığıyla olur diyor Goethe. “ vurgun yemiş bir prens gibi şiir/
kayalıklardan, mercan adalarından geçip/ içimdeki dehlizleri/ döküyor ateşten tanecikleri bir bir…” diye yazdım; acının verdiği stresten nasıl kurtulduğumuzu ifade edebilmek için.

Soru 4-) 19. Yüzyılda ortaya çıkan realizm şiire yansıttığı pragmatizm yine bu akıma tepki olarak doğan sembolizm akımları dönem dönem şiiri ve bir çok sanat dalını etkiledi. Siz hangi akımı şiirinize yakın görüyorsunuz?
CEVAP: Önce felsefe ile şiir ilişkisini açmam gerektiğini düşünüyorum. Şiir salt
sevgilinin kirpiklerinde değil, hayatı kuşatan ilişkiler yumağında, şiirin altyapısı .
Direnişin, dostluğun, aşkın, her şeyin bir felsefesi birikmiş olmalı şairde. Olmazsa
ayağı yere basan bir şiir olmaz. Biz bunu felsefe ile değil, şiirin kendi diliyle
yansıtırız şiire. Marksist felsefeyi en yalın şekilde yansıttığımı düşündüğüm şu dizelerimle örnek
vermek istiyorum konuya ‘…değil mi ki su yürür bulut yürür acı canımızdan kokmuş bir dal acı da çürür
…
akarsudan uzaklaşma
kanadında
olmasın kir
bu bengi yarayı
sana armağan
ediyorum şiir
(Kör kuş Kızıl dönence ; İda Dağı Çöz Beni)
Sevgili Figen, Tarih, Felsefe, Sosyoloji gibi bütün bilim dalları kendi içinde bir bütün zaten. Örneğin İspanya iç savaşında Toledo’nun, Tros’un direniş sembolü olduğunu bilmezsek, okura direnişi nasıl anlatırız: ‘… sömürgeci zaman aşımıdır Tros’ta öyle…’ ( Umudunu yitirme, sayfa 14, incinmesin kıyılarımız) Mitolojinin şiire derinlik kattığına inandığım için onun öğelerinden sıkça yararlandım. Bazen B/ it PAZARI adlı şiirimde olduğu gibi ironi ile verdim onları, şiirde buna çarpıtma diyoruz. ‘…artemis’i satıyorlardı dün karşı sokakta bu ne iş phenelope
dedim.

Ucuz iş abla dedi. Piyasayı çürütür bunlar şikayet dilekçesi düşünüyoruz esnaf tanrılar adına (İda Dağı Çöz Beni sayfa 11)
Kronos zaman demektir, Önsöz dergisinde yayımladığım bir şiirimde ; ‘…yedikçe çocuklarını Kronos yaktıkça kanatlarımı yıllar
aktı şiire… Çavla’nın öte yüzünde ayıldım ölümden Sulara düşmüş bir yapraktık Kadim yolculuklara gülümseyen çocuklar…’ diyerek öldürümlere ve katliamlara değindim.

Soru 5-) Kapsayıcı ve muhalif bir çizgide olabiliyor bazen şiirleriniz. İktidarın şair üzerinde varlığı şiirin yokluğudur. Milliyetçi bir tutumla yazmaya çalışmak, şiiri kangren hale getirmektir biraz da. Yazarken o anki atmosferi soluyorsunuz mutlaka şiirinizi geleceğe taşıma kaygısı güdüyor musunuz yoksa spontane mi gelişiyor? Yaşamak, izlenimcilik ve bunun ötesinde şiir nasıl doğuyor?
CEVAP: Şiiri bir kalıba sokmayı sevmiyorum. Hayatı ve kitapları doğrudan oku, yaşa birik ve sal duyguların ipini…Ama bir tanım istiyorsanız ‘sosyalist sembolistlere’ yakın hissediyorum kendimi. Şiirim ‘devrimci lizim’, toplumcu lirizm,
devrimci romantizm’ gibi akımlarla adlandırıldı.
Aslında hepsi iç içe bunların.

Soru 6-) Sizin kadın olduğunuzu bilmeyen biri asla şiirinizi erkek mi yoksa kadın mı
yazmış bilemez. Evrensel diliniz şiirinizin de özünü oluşturuyor. Şiirde ve hayatın her alanında evrenseli yakalamak niçin önemlidir?
CEVAP: Aslında hissettiriyor şiirlerim. ‘Kadın’ adlı şiirimde şu dizelerim var:
‘Kadınım
satır aralarında sus işaretleri
ben asmadım
nihavent şarkılarla işli bu demir perdeleri
güneşe karşı…’
‘Leyla’dan Beri’ İsimli şiirimden de, şu dizeleri örnek vermek istiyorum:
‘…ellerim ekmek dağıttı seçelere yorgunum
gözlerim tel örgü Leyla’dan beri…’
Yine aynı şiirin son dizeleri ;
‘…
sana söz şıvgın yüreğim/ yaralı yağmur’um/ köknarı yaşatan toprak/ ayakta öleceğim
son soluğumu son gülün dudaklarına bırakarak/ ama tuz dağlarına sıkışmış/ kervanlar
kadar yorgunum/ kırık bir tekerle bir orman sürür gibi/ anne ve şair olmak.’ Biyolojik farklılıkları , duygulanım tarzları farklı bile olsa kadınla erkek bir bütün. Çünkü hepsinin ortak düşmanı sömürü.

Soru 7-) Ödül almak, şair için nasıl bir önem taşır? Size ne kazandırdı? Ödül bir kriter midir, ödül almayan bir şair bunu bir eksiklik olarak görmeli mi?
CEVAP. Ödül bir kriter değildir. Biliyoruz paralı ödüllerde neler döndüğünü… Dostluk ödülleri (şayet kayırmacılık girmediyse işin içine) mutluluk verir, anlaşılma ve sahiplenilme hissi verir, motive eder. Ben paralı hiçbir ödüle katılmadım, katılmam da. Plaketlerimle de onur duyuyorum Ne mi kazandırdı? Bir hemşire kızcağız , ‘Yazar hanım, evinizi şiirden mi aldınız?’ demişti. İlk kitabım çıktıktan sonra . Şöyle
cevaplamıştım; ‘nerdee! Şiirle ölsek ölümüzü belediye kaldırır!’ Öyle işte, ‘ödüller ne kazandırır?’diye sormuştum ya!
Ödüllü bir şairken sürünüyorduk, ödülsüz bir şairken sürüm sürüm sürünüyoruz!… Şiir bir tutkudur, karşılık beklemez.

Soru 8-) Tıp fakültelerinde ve dersanelerde tıbbi çeviri yaptınız. Hatta bir gramer kitabınız bile var. Şiir çevirisi yaptınız mı ya da düşünür müsünüz? Şiirlerinizi başka dillerde gördüğünüz zaman neler hissediyorsunuz?
CEVAP: Evet kırkbeş sene, tıbbi çeviri, TOEFL, KPDS gibi alanlarda İngilizce dersi verdim ve çeviri kurallarını yazdığım bir gramer kitabım var. ‘Kadınım ‘ve ‘Neden’ isimli şiirlerim ingilizceye , ‘Tarifsiz’ Danca’ ya, ‘Kimlik ‘ adlı şiirim ise Kürtçe’ye çevrildi. İnsana sonsuzluk ve sınırsızlık duygusu veriyor. Hani uzak ülkelerde kardeşlerimiz varmış da kendinizi çok yalnız ve dışlanmış hissettiğiniz bir gün kapınızı çalıvermişler gibi… Anlatamayacağım kadar güzel bir duygu…

Soru 9-) Postmodernizm ve şiir kendi içinde bir döngü oluşturur mu? Yoksa şiir toplumun evrildiği noktada kendine bir çatlak yaratarak daha güçlü var olmaya devam eder mi?
CEVAP: Postmodernizmin kendi içinde bir döngü oluşturduğunu görmüyoruz. Gerçekten şiir emeği taşıyan postmodernist ürünler de var. Ama gerçekçilere karşı öylesine katı bir tutum içindeler ki toplumsal sorunlardan bir kaçış olarak görüyorum açıkçası , çünkü muhalefetin içinde olmanın bir bedeli var.

Soru 10-) Günümüzde yanlışı yapandan çok onu gören suçlanıyor. Sanatçı gördüklerini nasıl yansıtmalı? Ve sanatçılara saldırmak ülkemizde niçin bu kadar kolay hale geldi? Picasso “Yarını görüyorum.” diyor, sizin yarın için gördükleriniz nelerdir?
CEVAP: Gerçekleri yazmaktan sakınmayan bir sanatçı olarak nasıl bir serüvendi yaşadığınız diye soruyorsunuz. Ne yazık ki kültür endüstrinin hizmetinde . Burjuva kültür hegemonyası insanların sorunlarını yazan, çözümler üretmeye çalışan sanatçıları imha etmeye çalışıyor. Önce bir yalnızlaştırma şeklinde ortaya çıkıyor bu süreç, yayın, dağıtım ve tanıtım aşamalarındaki zorluklar bunu izliyor , tehditler alıyorsun. Hakkında davalar açılıyor. Hatta tutuklanıyorsun … Bu süreç öldürümlere kadar gidiyor, Sabahattin Ali örneğinde olduğu gibi… Dünya Tarihi bu tür kıyımlarla dolu; ABD’ de Mc. Carty dönemi, Güney Amerika ülkelerinde stadyumlarda toplanan muhalif sanatçıların öldürülmesi, uçaktan atılması gibi… Hiçbir şey de onların sesini yok edememiştir, çünkü sanat acının ve özgürlüğün çocuğudur. Bu nedenle yabancılaşma ve yozlaşmanın dayatılmak istendiği sanat piyasalarından hep uzak durdum. Alternatif sanatçılara saldırmak kolay çünkü örgütsüzler. Dağıtım için yeni kooperatifler , tanıtım içinse alternatif şenlikler , imza günleri gerek… En kötüsü de birçok sanatçı sisteme eklemlendi, gerçekleri yazanları yalnızlaştırdılar. Henüz yaşıyorum ama , belirttiğim diğer tüm baskılar var; yok sayılma, hukuki süreçlerle yıpratılma , işini kaybetme… Önemli olan böyle günlerden utanmadan çıkmak . Sevgili Şükran Yurdakul’un şu dizeleri ne kadar önemli Türkiyeli muhalifler için: “Biz ki acılar kuşağından Ellerimizi kirletmeden geçtik…”

Soru 11) Çok sevilen bir şairsiniz, sizi yakından tanıyanlar samimi ve hanımefendi olduğunuzu biliyorlar. Ne var ki, bir şairin sevilmesi film yıldızının sevilmesiyle aynı şey değil, okumak, duygudaş olabilmekle ilintili bir şey. İnsana yakışmayan her
olumsuz davranışın karşısında tutum sergiliyorsunuz dolayısıyla bu durum okurlarınızda da güven ve sıcaklık hissi yaratıyor. Bunca ilgi ve sevilmek yazarken özgürlüğünüzün kısıtlanmasına ya da sizi daha sorumlu davranmaya teşvik ediyor
olmalı.

Soru 11 devam Henüz yayımlanmasını istemediğiniz şiirleriniz var mı? Yakın zamanda
yayımlanmasını düşündüğünüz kitabınız var mı? Kitap dağıtımı ile ilgili sorun
yaşıyor musunuz?
CEVAP: İyi bir şiirin yazılması aylar hatta yıllar sürebiliyor. Bende önce öz sonra biçim beliriyor. Yaşamın kendisi ve şiir emeği ile birlikte yoğruluyorlar. Hepsi birikiyor sonra bazen küçük bir olay tetikliyor onları, küçük bir taşın bütün kayalıkları harekete geçirmesi gibi dökülmeye başlıyorlar. Biz buna ‘emosyonel patos’ diyoruz. İlham olarak bilinen de bu düşünsel ve duygusal patlamadan başka bir şey değil. Benim demlemeye bıraktığım çok şiirim var: İçerik oluşmuştur ama şiir olabilmesi için daha çok sanat emeğine gereksinimi vardır. İmgelerin daha derinleşmesi, sözcük uyumu, dilde ekonomi gibi… Onları da yavaş yavaş tamamlayıp önce dergilerde yayınlıyorum sonra yeni çıkacak kitaplar için ayırıyorum. Az ve öz şiir, yine az sayıda ve güzel kitaplar demek
bu. Örneğin tutukluyken Silivri’ de yazdığım şiirlerin çoğunu demlemeye bırakmıştım. Şimdi üzerlerinde duruyorum. Şiir kıskanç bir sevgili, çok zaman ayırmanızı istiyor.

Soru 12-) Siz, yaşadığınız yüzyılı hangi karaktere benzetiyorsunuz?
CEVAP : Yaşadığımız yüzyılı Zeus’a benzetiyorum. Acımasız, baskın. Yani emperyalizm ve despotlar dönemi… Ama aslında Zeus benim için bir anti-kahraman. Benim asıl kahramanlarım ona karşı savaşanlar, ezilenler, direnenler… Bu siyasi açıdan çağımıza yaklaşımım.
Şiirin poetikası açısından ise çağımızı bir kız çocuğuna benzetiyorum : Şiir Heraklitos’la Artemis’in kızıdır. Babasından cesareti, annesinden ise güzelliği almıştır. İkisinin bütünleşmesinden ise yeni insan yani yeni şiir doğmuştur. Şairler gerçekleri nasıl yansıtmalı şeklindeki sorunuzu da bu soruyu eklemleyerek cevaplamak istiyorum. Yetkin bir sanatçı imgeler ve diğer şiir teknikleri yoluyla gerçekleri gerçeklik düzeyinde yansıtır. Yani yaşamın gerçeklerini estetik gerçekliğe dönüştürür. Ama Türkiyeli şairlerin şanssız olduğu bir konu var; biz Latin şairleri Fransız sembolistleri gibi var olan bir alt-yapı üzerinden sunamıyoruz ürettiklerimizi insanlara. Ne yazık ki
daha poetikanın bile adını duymamış bir sürü okurumuz var. Sanatçı bireyin birikimini ve sanatın kendi özelliklerini anlaşılır bir düzeye indirgemek zor oluyor.  Oturduğun yerden şiir yazılmaz, halka yakın olmalı, Karşılıklı birbirimizi daha iyi
anlayabiliyoruz.

Soru 13-) Zaman değiştirir özünü her şeyin. Bir halden başka bir hal çıkar hep; benzerlik kalmaz biçimden biçime; doğa zorlar her şeyi başkalaşmaya,der Lucretius. Derinliğin Serinliği kitabınızdan aldım bu sözü. Şiir zamana eşlik eder mi? Shakespeare’in
dediği gibi, “Seni pasaklı zaman pis bir mezara gömer fakat satırlarımda güzelliğin ışıldar.” Şaire yaşarken değer vermek niçin önemlidir?

CEVAP: Aslında insan insanın kıymetini bilmeli. Şairin değeri yaşarken bilinmiyor. Yaşam koşulları, baskılar, toplumdaki şiddet, sanat konusundaki bilisizlik hep bu güzel halin önüne geçiyor. Yaşarken anlaşılırsa ne mutlu. Öldükten sonra anlaşılırsa da , şair yaşadığı çağın yüz yıl ötesindedir deyip bundan da güzel bir avuntu çıkarırız
 

(!) 1. Sorunun cevabında iletmiştim; dil sorunu…
Shakespeare’in bir güzel cümlesi de var ama; ‘iyi okurlar satır aralarını
görebilenlerdir…’
Soru 14) Biraz anne ve öğretmen Ruhan Mavruk’ u anlatır mısınız? Yanınızda duran insana bir
şey öğretme kaygınız olmasa da sadece sizinle vakit geçirmek farkında olmadan
öğrenmek demek. Ve sanırım bunun bir açıklaması yok? :))))
Sizin cevaplarınızdan sonra lal oldum.
Röportajı kabul ettiğiniz için binlerce teşekkür ederim.

Röportaj: Figen Füsun Pehlivan

Ruhan Mavruk

Ruhan Mavruk

Ruhan Mavruk Derinliğin serinliği Bilgelikler

Ruhan Mavruk Derinliğin serinliği Bilgelikler

Ruhan Mavruk fiyortlar - İnsan atmak serbest çöp atmak yasak...

Ruhan Mavruk fiyortlar - İnsan atmak serbest çöp atmak yasak...

Ruhan Mavruk ıssız ada ve savaş zırhlısı

Ruhan Mavruk ıssız ada ve savaş zırhlısı

Ruhan Mavruk İda dağı çöz beni

Ruhan Mavruk İda dağı çöz beni

Ruhan Mavruk leyladan beri

Ruhan Mavruk leyladan beri

Ruhan Mavruk İncinmesin kıyılarımız

Ruhan Mavruk İncinmesin kıyılarımız

Ruhan Mavruk toplu eserler1

Ruhan Mavruk toplu eserler1

 

Ruhan Savruk Biyografi video

Röportaj: Figen Füsun Pehlivan

Video kurgu ve montaj: Tevfik Elçioğlu

Ruhan Mavruk kimdir?

Ruhan Mavruk
1.Biyografi
Şair ve yazar, insan hakları savunucusu. 9 Eylül 1956, İstanbul doğumlu. Çerkeş kökenli bir ailedendir. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da yaptı. İTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu (1978) mezunu. Aynı alandaki yüksek lisans öğrenimini 1991’de Sosyal Bilimler Enstitüsünde tamamladı. Sosyal Bilimler Bölümünde doktora öğrenimini yaparken üniversiteden uzaklaştırıldı. Çalışma hayatına 1981’de Milliyet gazetesinde adliye muhabirliğiyle başladı. Daha sonra dershanelerde İngilizce öğretmenliği yaptı, tıp fakülteleri ve dershanelerde tıbbî çeviri, toefl’a hazırlık amaçlı İngilizce dersleri verdi. Özel radyolarda şiir ve kültür-sanat programları hazırlayıp sundu. İki yıl Çevre Radyosunun genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Başka Kültürevi Daima Marksist Çeviri Atölyesinde çalıştı. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.
Şair, ilk kitabı, 1994 yılında Berfin Yayınları’ndan çıkan ‘’İda Dağı Çöz Beni’’ile Mavi Dergisi İlk Yapıtlar birincilik ödülüne layık görüldü. ‘’Derinliğin Serinliği isimli aforizmalar ve felsefe alıntıları ‘Ulusal Yayıncılık’tan çıktı (1996).
İkinci şiir kitabı Gerçek Sanat Yayınları'nda hayat bulan’’ Leyla ‘dan Beri ‘’(1998 ).Bunu’’ Fiyortlar’’ adlı anlatı -şiir kitabı ( Daima Yayıncılık ,2005 ) ve Ayışığı kitaplığından çıkan ‘’Issız Ada ve Savaş Zırhlısı’’ adlı denemeleri izledi( 2017).
2018 yılında Ayışığı kitaplığından ‘’ Toplu Eserler’’i çıktı.

2005 yılında BEKSAV Kültür Merkezi Emek Ödülü’,
2006 yılında Tohum Kültür Merkezi ‘Emek Ödülü’,
2018 Aralık ayında Aysad Yayınları’’ İda Dağı Çöz Beni’nin’’ üçüncü ve Fiyortlar’ın ikinci baskısını yayına hazırladı. 2019'un Aralık ayında Güney Havadis Gazetesi tarafından kendisine, Toplumcu Gerçekçi Şiir ve Modernite dalında En İyi Şair Ödülü, 2019 Mayıs ayında ise Sanat Durağı Kültür Evi tarafından , Yaşamın Ve Şiirin Ustası ödülleri verildi. Radyo Umut, Çevre Radyo ve Özgür Radyo’da kültür-edebiyat programları yaptı. Tıp, Biyoloji, Eczacılık Fakültelerinde Tıbbi Çeviri, TOEFL, ÜDS, KPDS dersleri verdi. İnsancıl, Önsöz, Tavır, Berfin Bahar, Öğretmen Dünyası, Sanat ve Hayat gibi dergilerde yazı ve şiirleri yayınlandı. Son dönemlerde, Önsöz, Yaşam Sanat, Sanat ve Hayat, Yeni Gelen, Zamansız gibi dergilerde şiirleri yayınlanmaktadır.

Ruhan Mavruk, ayrıca yüreği kocaman bir insan hakları savunucusu olup, kadın hakları başta olmak üzere çeşitli insan hakları ihlallerine karşı gönüllü olarak mücadele etti. Ortak tepki gösterenlere sürekli destek oldu. Gösterilere katıldı, mahpusların sorunlarıyla ilgilendi, seslerini duyurmaya çalıştı.
Şiir ve düzyazıları 1993’ten itibaren Aykırı (yazı kurulu üyesi), İnsancıl, İblis, Öğretmen Dünyası, Kybele, Öteki, Siz, Ütopya, Güzel Yazılar, Hareket, Tavır, Yaba Öykü, Gerçek Sanat, Aykırı, Evrensel Kültür, Berfin Bahar, Atılım, Devrimci Demokrasi, Evrensel, Dayanışma gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Hergele, Kybele dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. İda Dağı Çöz Beni adlı kitabıyla Mavi Dergisi İlk Yapıtlar Şiir Ödülünü kazandı.
“Ruhan Mavruk’un ilk şiir kitabını oluşturan şiirlerde genel olarak ilk görülen, ince duyarlıkların oluşturduğu örgü oluyor. Bireyin, insanın, genç kızlığın, kadınlığın duyarlıklarıyla doğanın ve acılarla dolu yaşamın evrensel bir bakışla algılandığı ve sunulduğu dizeler oluşturuyor Mavruk’un şiirini. “Örselenmiş yıllar akıyor arkamızdan…’ gibi hüzün dolu deyişlerden; “sev okşa beyninin kıvrımlarındaki şeytanları/’hayata tek boyutlu bakma” gibi çözüm arayışının ışıltılarına kadar, insani sorunların deşilip gözler önüne serildiği şiirlerle dünyaya kucağını açıyor gibi Mavruk.” (Öner Yağcı)
“Felsefe, düşünce, gerçek, diyalektik, yasa, yönetme, zorbalık, ölüm, yalnızlık, büyüklük, erdem, insan, gençlik, çocuk, sevgi, aşk, sanat, şiir, özgürlük, korku, kavga-direniş ve umutla ilgili özlü sözleri, dizeleri derlemiş Mavruk. Picaso’nun kapağı süsleyen o güzel resmindeki gibi günlerimi çiçekledi.” (M. Mahzun Doğan)
“Şairin imge-simge sistematiği oturmuştur. İmge savrulmalarına pek rastlanılmaz. Yarattığı imge ve simgeler tam yerlerinde ve olması gerekene özlemini dile getirecek şekilde yaratılmışlardır, kullanılmışlardır.” (Yılmaz Arslan)
ESERLERİ:
ŞİİR: İda Dağı Çöz Beni (1994), Leyladan Beri (1998), Issız Ada ve Savaş Zırhlısı (Şiirler, mektuplar, 2007), Toplu Eserler (dört kitabının toplu basımı, 2009). İncinmesin Kıyılarımız ( şiirler), Mayıs 2019 (Aysad yayınları)
ÖYKÜ: Fiyortlar - İnsan Atmak Serbest Çöp Atmak Yasak (2005).
DENEME: Derinliğin Serinliği (denemeler, aforizmalar, 1996), Simurg Tufanı (2005).
ÇEVİRİ: Neşeli Öğrenciler (Ann Digby’den, 1991), Körfezdeki Okul (1995).
Ayrıca İngilizce öğrenimi için bir gramer kitabı vardır.

HAKKINDA: Sunay Akın / Yağmurlu Şiir Sokağından Üç Şemsiye! (Gerçek, 17.12.1994), Yılmaz Arslan / Toplumcu Gerçekçi Şiirin Muse’si: Ruhan Mavruk ve “İda Dağı Çöz Beni” (Ada Kültür, Şubat 1995), Öner Yağcı / Bir Şiir Kitabı Daha (Kitap Eki dergisi, Ocak 1996), M. Mahzun Doğan / Picasso, Ruhan Mavruk, Zeynep Aliye ve Tufan (Dünya Kitap, Nisan 1996), Mazhar Kara / Duvarsız Sarmaşık (Evrensel, Şubat 2000), Derinliğin Serinliği (Gergef, Kasım 1996), Rüzgardaki Yalnız Türküler (Cumhuriyet Kitap, 18.1.2001), İhsan Işık / Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Sennur Sezer / Fiyortlar (Cumhuriyet Kitap, 17.11.2005).
Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) - Ünlü Kadınlar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) - Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013), İncinmesin Kıyılarımız ( şiirler), Mayıs 2019),
İsmail Biçer
(Sanat ve Hayat Dergisi) İncinmesin Kıyılarımız ,Haziran 2019
Demet Demeter (Önsöz Dergisi )İncinmesin Kıyılarımız, Haziran 2019
Türkan Söğütgezer (Yenigelen Dergisi )İncinmesin Kıyılarımız, Eylül 2019
Mazlum Vesek (Ege Telgraf) İncinmesin Kıyılarımız , Kasım 2019
M. Demirel Babacanoglu / Ruhan Mavruk & “İncinmesin Kıyılarımız” 17.03.2020
2021 GrafikSaati.com adına Figen Füsun Pehlivan tarafından yapılan röportaj

Bu sayfada en çok aranan terimler

ruhan mavruk, ruhan mavruk şiirleri, ruh ruhan navruk şiir, ruhan navruk nkimdir, ruhan navruk biyografi,nuran,nurhan,

Özel Arama


 

foto kaynak

Röportaj: Figen Füsun Pehlivan

Video kurgu ve montaj: Tevfik Elçioğlu

Sayfa tasarım ve video: Grafik Saati

Site editörü

Belgin Elçioğlu

GrafikSaati yazılarım

Gizlilik Politikası

mail